Ramazan: Gönüllerin Aynı Sofrada Buluştuğu Zaman
Bu toprakların en büyük gücü insanının kalbidir.
Davut Güloğlu
2/19/20264 min oku


Merhaba, ben Davut Güloğlu.
Otuz yıla yaklaşan sanat hayatım boyunca şunu hep hissettim: Bu toprakların en büyük gücü insanının kalbidir. Bizim insanımız acıyı da sevinci de paylaşmayı bilir. Bir türkü söylediğinizde herkesin aynı duyguda buluşmasının sebebi de budur. Çünkü bu milletin mayasında dayanışma, vefa ve kardeşlik vardır.
Ramazan ayı ise bu duyguların en güçlü şekilde ortaya çıktığı zamanlardan biridir. Çocukluğumdan beri hatırlarım; mahallede iftar saatine doğru bir telaş başlardı. Evlerden yemek kokuları yükselir, sofralar hazırlanır, bir tabak da mutlaka komşuya gönderilirdi. Çünkü bizim geleneğimizde sofranın bereketi paylaşınca artar.
Ben Karadeniz’in bir evladı olarak büyüdüğüm evde şunu gördüm: Ramazan sadece aç kalmak değildir. Ramazan, kalbin terbiye olduğu bir aydır. İnsan bu ayda kendine bakar, vicdanını dinler, hatalarını düşünür. Aç kalan mide değil, aslında insanın nefsi terbiye olur.
İşte bu yüzden Ramazan, yalnızca bir ibadet ayı değil; toplumun ruhunun tazelendiği bir zaman dilimidir. Bu ayda insanlar birbirine daha çok selam verir, küsler barışır, kapılar daha çok çalınır. Bir iftar sofrasına davet edildiğinizde aslında sadece yemek yemeye değil, gönül paylaşmaya çağrılmış olursunuz.
Sanat da tam burada devreye girer. Çünkü sanatın özü insanın duygularını anlatmaktır. Ben sahnede bir türkü söylediğimde bazen insanların gözlerinde yaş, bazen yüzlerinde bir tebessüm görürüm. Müzik, insanların kalplerini birbirine bağlayan görünmez bir köprüdür.
Ramazan ayında bu bağ daha da güçlenir. İftar sofralarında çalan bir ilahi, bir türkü ya da bir ezgi insanlara şunu hatırlatır: Hayat sadece koşuşturmak değildir; hayat, durup kalbimizi dinleyebilmektir.
Ben her zaman şuna inanmışımdır: Gelenekler bir toplumun hafızasıdır. Eğer geleneklerimizi kaybedersek, aslında kim olduğumuzu da unuturuz. Ramazan davulundan iftar sofralarına, komşuluk ziyaretlerinden sahur sohbetlerine kadar her gelenek bize şunu hatırlatır: Biz yalnız yaşayan bireyler değiliz; aynı kaderi paylaşan bir toplumuz.
Eskiden büyüklerimiz derdi ki: “Ramazan ayında bir lokma ekmeği paylaşmak bile kalpleri yakınlaştırır.” Bu sözün içinde büyük bir hikmet vardır. Çünkü paylaşmak sadece maddi bir mesele değildir. Paylaşmak, insanın kalbini büyütmesidir.
Sanat hayatım boyunca ben de bu değerleri müziğime taşımaya çalıştım. Kemençemin sesi bazen bir düğünde neşeye ortak oldu, bazen bir ayrılığın hüznünü anlattı. Ama her zaman aynı şeyi hissettim: Bu milletin türkülerinde sadece müzik değil, bir hayat felsefesi vardır.
Ramazan ayı da işte bu hayat felsefesinin en güzel yansımasıdır. İnsan bu ayda sadece kendi sofrasını düşünmez; komşusunu, yoksulu, kimsesizi de hatırlar. Belki de Ramazan’ın en büyük güzelliği budur: İnsanların kalplerini yeniden birbirine yaklaştırması.
Bugün dünya çok hızlı değişiyor. Teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, hayatın temposu artıyor. Ama bütün bu değişimin içinde unutmamamız gereken bir gerçek var: İnsanı insan yapan şey kalbidir. Ramazan ayı bize işte bunu hatırlatır.
Genç kardeşlerime özellikle şunu söylemek isterim: Geleneklerinizi küçümsemeyin. Çünkü o geleneklerin içinde yüzlerce yılın bilgeliği vardır. Bir iftar sofrasında büyüklerinizle oturmak, bir komşunun kapısını çalmak ya da bir ihtiyaç sahibine yardım etmek; bunlar küçük gibi görünse de aslında bir toplumun karakterini oluşturan değerlerdir.
Ben sahnede alkış aldığımda en çok şunu düşünürüm: İnsanların kalplerine dokunabilmiş miyim? Çünkü gerçek sanatın amacı sadece alkış almak değildir. Gerçek sanat, insanın içindeki iyiliği uyandırmaktır.
Ramazan ayı da aynı şekilde insanın içindeki iyiliği uyandırır. İnsan bu ayda daha sabırlı olur, daha merhametli olur, daha çok düşünür. Çünkü bu ayın ruhu bize şunu öğretir: İnsan sadece kendisi için yaşamaz.
Bizim medeniyetimizde sofralar büyüktür. Çünkü o sofralarda sadece yemek değil, sevgi ve muhabbet paylaşılır. Bir iftar sofrasında yan yana oturan insanlar aslında aynı duaya “amin” derler.
Benim dileğim şudur: Bu Ramazan ayında kalplerimiz birbirine daha da yakın olsun. Kırgınlıklar yerini affetmeye, yalnızlıklar yerini dostluğa bıraksın. Çünkü barış ve kardeşlik en çok böyle zamanlarda büyür.
Sanat hayatım boyunca şunu gördüm: İnsanlar bazen bir şarkıyla birbirine sarılabiliyor. İşte bu yüzden sanatın gücüne inanıyorum. Sanat kalpleri yumuşatır, insanlar arasındaki duvarları kaldırır.
Ramazan ayı da aynı şeyi yapar. Bu ay insanları aynı sofrada, aynı duada ve aynı umutlarda buluşturur.
Ben de bir sanatçı olarak, bir Karadeniz evladı olarak ve bu toplumun bir ferdi olarak şuna inanıyorum: Değerlerimizi yaşattığımız sürece geleceğimiz güçlü olacaktır.
Çünkü inanç kalbi ayakta tutar, gelenek toplumu ayakta tutar, sanat ise o toplumun ruhunu canlı tutar.
Ramazan bize bunu yeniden hatırlatır.
Ve ben inanıyorum ki; aynı sofrada dua eden, aynı türküyü söyleyen bir toplumun yarınları her zaman umut dolu olacaktır.
